Kanser, dünya genelinde en çok araştırılan hastalıkların başında geliyor. Her geçen gün yeni bulgular, yaşam tarzımızın ve özellikle beslenme alışkanlıklarımızın kanser gelişiminde önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Ancak bu konuda çok fazla bilgi kirliliği var. Bilim insanlarının üzerinde uzlaştığı nokta şu: Tek bir besin kanseri doğrudan başlatmaz, ama bazı yiyecekler vücutta kansere zemin hazırlayan koşulları güçlendirebilir.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2015 yılında işlenmiş etleri 1. grup kanserojen olarak sınıflandırdı. Bu, sigara ve asbest gibi maddelerle aynı risk grubunda oldukları anlamına gelir. Çünkü bu ürünler, nitrit ve nitrat tuzları içerir. Bu maddeler, yüksek ısıyla pişirildiğinde nitrozamin adı verilen kanserojen bileşiklere dönüşür. Özellikle bağırsak kanseri riskini artırdığı güçlü kanıtlarla desteklenmektedir.
Kırmızı et, protein ve demir açısından zengindir, ancak fazla miktarda ve yüksek ısıda pişirildiğinde zararlı bileşikler oluşabilir. Özellikle mangal veya tavada yakarak pişirme yöntemleri, heterosiklik aminler (HCA) ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) üretir. Bu kimyasallar DNA’ya zarar vererek hücre mutasyonlarına yol açabilir. Uzmanlar, kırmızı et tüketiminin haftada 2–3 porsiyonla sınırlandırılmasını önermektedir.
Şekerin doğrudan kansere neden olduğu söylenemez, ancak dolaylı etkileri güçlüdür. Aşırı şeker tüketimi, insülin direnci, obezite ve kronik inflamasyon gibi kanserle ilişkilendirilen süreçleri tetikler. Yani, kanser hücreleri “şekeri sever” ifadesi abartılı olsa da, fazla şekerli gıdalar dolaylı olarak risk faktörlerini artırır. Bu nedenle rafine karbonhidratlar (beyaz un, tatlılar, gazlı içecekler) yerine tam tahıllar ve lifli gıdalar tercih edilmelidir.
Patates kızartması, cips ve yanmış ekmek gibi yiyeceklerde akrilamid adı verilen kimyasal oluşabilir. Akrilamid, laboratuvar çalışmalarında DNA hasarına yol açtığı için potansiyel kanserojen olarak değerlendirilmiştir. Bu yüzden gıdaların fazla kızartılmaması ve yanık yüzeylerin tüketilmemesi önerilir.
Alkol, ağız, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, meme ve kolon kanseriyle ilişkilidir. Alkol vücutta asetaldehit adlı zehirli bir bileşiğe dönüşür; bu madde DNA’ya zarar verir ve hücre onarım mekanizmalarını bozar. Uzmanlar, alkolü mümkünse tamamen bırakmayı veya çok sınırlı tüketmeyi tavsiye eder.
Kanseri “tetikleyen” yiyeceklerden tamamen kaçınmak kadar, dengeli bir beslenme düzeni kurmak da önemlidir. Taze sebzeler, meyveler, tam tahıllar, baklagiller ve zeytinyağı gibi doğal gıdalar antioksidan bakımından zengindir ve hücre hasarını önlemeye yardımcı olur.
Kısacası, kanseri engellemenin yolu mucize bir diyet değil; bilimsel temelli, ölçülü ve doğal bir yaşam tarzı benimsemekten geçer. Unutmayın: Sağlıklı beslenme, hastalıkları değil, yaşam kalitenizi hedef almalıdır.